|
|
|
Gazi Osmanpaşa Ocaktan KutluDoğum Programı |
|
Esenler Ocaktan Mevlid-i Şerif Programı |
|
Feridun Çayır: TÜRKLÜK- KÜRTLÜK, İÇTİMAİ IRK- SOY IRKÇILIĞI TARTIŞMALARI |
|
Türklük,
İslamiyet’i dikkate alan milliyetçi fikir adamlarımıza göre (S.Ahmet
Arvasi, Erol Güngör…) bir “içtimai ırk”tır; “etnik ırk”
(soy ırkçılığı) değildir. İçtimai ırk anlayışını
taşıyanlar, “kültürel milliyetçilik” taraftarıdır, ırkçılık
değil! Ancak bugünlerde Türklüğü soy ırkçılığına varırcasına
öne çıkartanlar var: özellikle “ulusalcılar” diye bilinen zümre…
soy ırkçılığı güdenler, Türk- Kürt karşıtlığını tırmandırırcasına
daha da öte, adeta bir Türk- Kürt kavgası çıkarmak istercesine
yazıyor, konuşuyorlar. Bu zümre bütün Kürtleri, PKK’lı olarak
görüyorlar.
Atatürk,
“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Konyalı, Trakyalı… hepimiz
aynı ırkın evlatları, aynı cevherin damarlarıyız…” sözü
ile etnik/ soy ırkçılığı anlayışını silip atmış oluyordu.
O, “kendini Türk olarak hisseden, Türk kültürüne ait hisseden
herkesi Türk olarak kabul ediyordu” Aynı anlayış, Ziya Gökalp’te
de var. Nitekim, bu kapsamda, Osmanlı dönemindeki devşirmeleri hatırlayalım;
Arnavut, Sırp, Rum… kökenli olup ta Türklüğe, İslam’a hizmet
edenler olmuştu. Bu gerçek asla inkar olunamaz. Devşirmeler, ırki
anlamda Türk değillerdi; ama kültürel anlamda Türk idiler. Milliyetçiliği,
sadece ırki anlamda ele alanlar, ırkçılığa vardıranlar, bu noktaya
dikkat etmeliler… bin yıldır Türklerle beraber olan, çeşitli
etniklikleri dışlamak, Türklüğe güç vermez, aksine Türklüğü
zayıf düşürür; Türklüğü yalnızlığa iter. Bugün Kürt’ü
dışlayan zihniyet, yarın Laz’ı, Çerkes’i… dışlar… varacağı
yer ise yalnızlıktır. Oysa atalarımız ne demiş, “Birlikten kuvvet
doğar; bir olalım, iri olalım, diri olalım”. Dini duyguları,
din birlikteliğini/ din kardeşliğini bir kenara iterek milliyetçilik
yapılırsa yapılan milliyetçilik olmaz, ırkçılık olur. Irkçılık
ise birliği bozar, gücü böler, yalnızlığa iter. Bu, Türklüğün,
İslam kardeşliğinin düşmanı olan küresel güçlerin sinsi bir
tezgahıdır. Bu oyuna, kanılmamalıdır.
|
|
 Sırf yazılarımı okudukları için dost bildiklerimle hasbıhâl etmek bana sürur vermekte. Rabbim nasip ettiği sürece bu köşede hasbıhâl ederiz. Ümit ederim ki, dostlar yazılarımın muhtevası ile ilgili tefsir, meal, açıklama, tahşiye kısaca yorum yaparlar. Bu hasbıhâlimiz “ahmaklık” üzerine olsun istedim. Okuyucu dostlar için “ahmaklık” üzerine bir deste söz derledim. Cenabı-ı Allah hepimizi okuduğunu anlayan, doğru yorumlayabilen kullarından eylesin. Aynı şekilde Rabbim bizi ahmaklıktan ve ahmaklardan ilave olarak da cahillikten ve cahillerin şerrinden korusun. Âmin. AHMAK KİME DENİR? Aklı hiç olmayana deli, Aklı olup da kullanmayana veya kullanamayana ahmak denir. Ahmak, aklı az, görüşü kısa, basiretsiz kimsedir. Âlimler buyuruyor ki: Ahmakla arkadaşlıktan sakın. Çünkü sana iyilik edeyim derken, zararı dokunur. (Hz. Ömer) Ahmaklar arasında bulunan horlanır, âlimler arasında bulunan hürmet görür. (Cafer-i Sâdık) Dünyayı ele geçirmek için âhireti vermek ahmaklıktır. (İmâm-ı Rabbânî) Yaratıkların en ahmağı nefistir. Çünkü her isteği kendi aleyhinedir... (İmâm-ı Rabbânî) Kaza borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır. (Seyyid Abdulkâdir Geylânî) Ahmaklığın alâmeti, kendi ayıbını bırakıp, başkasının ayıbıyla uğraşmaktır. (Sırrî-i Sakatî) Ahmağa verilecek en güzel cevap, sükûttur. (İbni Hibbân) Nefsin arzuları peşinde koşan ahmaktır. Nefs ahmaktır, her istediği kendi zararınadır. (Muhammed Masum) Hatasında ısrar eden ahmaktır. (Abdulhakîm Arvâsî) İmran bin Husayn hazretleri, hadis-i şeriflere ve diğer delillerden değil de, bana yalnız Kur’andan bildir diyen birine, Ey ahmak! Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin buyurdu.
|
|
Feridun Çayır: TELEVİZYONUN KÖTÜ ÖRNEK OLUŞTURMASI VE PSİKO-SOSYAL BOZUCU ETKİSİ |
|
Günümüzde televizyonlar adeta birer okul vazifesi görüyor. Hatta televizyon, hem aileden hem okuldan daha etkili bir eğitim- öğretim kurumu haline geldi. Özellikle kendilerine -kişilik oluşturabilmeleri için- model arayan çocuklar ve gençler üzerinde televizyonun önemli ve şekillendirici etkisi var. Toplum ahlakına uygun olmayan yayınlar, kimlik ve kişilik bozukluğuna yol açar. Pek çok televizyon programı, toplumumuzda kültürel erozyona sebep oluyor; yapılan yayınlar bireylerin akıl, ruh ve beden sağlığını olumsuz etkiliyor. Toplum, hastalıklı ve hastalık üreten hale sürükleniyor. Televizyonlardaki şiddet, müstehcenlik, aldatmaca… görüntüleri, izleyicilerde anormal ahlaki davranışların benimsenmesine; bu türden davranışlara alışma ve duyarsızlaşmaya yol açıyor. Televizyonlarda kötü örneklere maalesef iyi örneklerden daha fazla rastlıyoruz. “Basın yayına alanında sansür olmaz, özgürlük istiyoruz” diyenler bilmeliler ki, özgürlük terbiyesizliğe alet edilmemeli, vesile kılınmamalı… “Basın ahlakı” diye bir olgunun varlığını unutmamalılar; izleyiciler, “televizyonun tüketicileri” olarak, haklarını bilmeli ve yapılan yayınların basın ahlakına uygunluğunu takip etmeli, demokratik bir hak olarak ahlaka uygun olmayan yayınları eleştirmeli, protesto etmeliler. Başlık çerçevesinde üzerinde özellikle durmak istediğim hususlar şunlar: Cinsellik, çıplaklık, şiddet, milli ve manevi değerlerle dalga geçmek. Bırakın magazin programlarını, dizi ve sinema filmlerini, haberlerde hatta reklamlarda bile cinsellik, çıplaklık, şiddet gösterime sunuluyor; öz değerlerimiz alaya alınıyor.
|
|
|
Kimler Sitede? |
| Toplam Üye: |
722 |
| Aktif Üye: |
0 |
| Aktif Ziyaretçi: |
10 |
|
|
|
|
|