Connect with us

Felsefe

İsyan Ahlakı Üzerine

Yayalım!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Nurettin Topçu – İsyan Ahlakı Üzerine

“Bizde Gizlenmiş bir Allah Sesi Var; Ona KALP Diyoruz”
“…kalbimiz kadarız…”

Tüm biyolojik tariflerden ve bilimsel karmaşalardan uzaklaşarak düşünelim
bu sefer… Kalbi, kalbimizi… Burdan bakınca, insanı sadece yaşatan değil
aslında insanı insan kılan esas unsurun o olduğunun farkına varacağız…

Kalp; varoluşun binlerce yılında vardı ve var olmaya devam edecek. Böyle-
ce tüm kadim bilgi ve sırları muhafaza edecek içinde…

“Önce Söz Vardı…”
Vardı ki; dokunabilsin diye bir kalbin mihengine… İşte Topçu’nun -en azın-
dan benim anladığım- “İsyan Ahlakı” da tam buradan başlıyor. Önce bir
kalbimizin olduğunu hatırlayıp sonra da o kalbin içindekine, sahibine, köle-
liğimizi, aitiliğimizi kabul ederek başlayan bir isyandan…
Ama ne yazık ki; biz, bizi özgür kılacak bir tutsaklığa tabi olmayıp, kendi-
mizi her şeyden azad ettiğimiz bir nisyana talip oluyoruz… Ve her geçen
gün isyanımızı büyütüp içimizde devrimler yapacağımıza, nisyanımızı bü-
yütüyor ve vicdanımızı çıkmaz sokaklara hapsediyoruz… Yaşama dair tüm
fikirlerimizi “geçiştirmek” denen bir modern zaman safsatası ile adeta dar
ağacında sallandırıyoruz. Aslında her çağda farklı kaplarda ve kalıplarda kendini gösteren bu safsatalardan böylece yeni bir ahlaki anlayış ortaya
çıkıyor. Nisyan Ahlakı…

Kıymetli hocamız Nurettin Topçu’da bu hastalıklı
yaklaşımın panzehirini İsyan Ahlakı olarak belirtiyor.
“İsyan, Allah’ın bizde hareketidir.”
Hareket; O’na doğru atılan her adımdır; bu bazen bir karar olur, bazen
inançta bir değişiklik, bazen değişimin ta kendisi… Bazen de “hiç”lik
olur… Aslında hepsi “hiç” olmak içindir ama netice itibariyle ona varmak
içinde bir takım hareketler içerisinde bulunmak ve yol almak lazım gerekir.
İnsan, bu hareketlerinin en başına, kalbinin farkına varmayı koymalıdır.
Çünkü kalp; başlamanın da başı olduğu gibi sonun da sonudur…
Hareket; benliği kendi esaretinden ve idrakinden kurtarıp, “bir” olanın var-
lığında kendini yok ederek bilince erişir. Çünkü; benlik, kendini onun varlı-
ğına bıraktıkça hakiki manada özgürlüğü kazanmış ve böylece iradi olarak
mükemmelliğe ulaşmış olur.
Peki, insan neye isyan etmeli?
“… bizzat kendi tabiatına karşı, içgüdülerine, dar ve hodgâm istekle-
rine karşı…” isyan etmelidir…
Ancak nisyan diye ifade ettiğimiz, yani unutmak, unutuş anlamlarına ge-
len bu kelime, tüm damarlarımızda modern çağın bir getirisi olarak varlığını sürdürmekte… Suçu sadece modern çağa atmak yanlış olabilir. Çünkü
“insan” her çağda “unuttukları” ile kabalık, canilik, cahillik ve insanlık dışı
hareketlerin çamuruna bulanmıştır.
Ne yazık ki; sadece son iki ayda çocuk cinayetleri, tecavüzler ve ahlak dışı
tüm davranışların, ajanslarda, haberlerde ve mahkemelerde duyduğumuz
binlerce şeyde bu unutuşun, nisyanın, sancılarını, sonuçlarını görüyoruz….
İnsan, hakikatli bir isyandan Allah’a ulaşırken, Allahsız insanın isyanından
da cehalete, caniliğe, anarşizme kısacası kötülüğün tüm türevlerine ve
cinslerine ulaşıyor.
“Hürriyeti ortadan kaldırın, hayatın kendiliğinden oluşuyla sade maki-
ne hareketleri kalır.”
Mefhumu muhalifinden de anlaşılacağı üzere insan makineleştikçe, hare-
ketlerinde ve davranışlarında tekrara düştükçe, hürriyetinden yoksun ol-
maya başlıyor. İnsanın, hareket, davranış ve yaşamında tekrara düşmesi
onu insan olma şuurundan da uzaklaştırıyor. Çünkü El-Halık ismine iman
ettiğimiz yaratıcının, yarattığında tekrara düşmemesi ve her ân oluş halin-
de olması aslında insanında mükerrerlikten kurtulup, dediği gibi Yunus
Emre’nin; “Her dem yeni doğarız biz, bizden kim usanası…” seviyesine
ulaşması gerekiyor. Zira aksi bir durum, bizi olmamız ve olması gereken-
den uzak tutacak ve yitik bir ömrün kayıp sancılarında acı çekmemize ne-
den olacaktır.


İşte bu yüzden, hürriyetin hareketle olan yakın ilişkisini inkar edemeyiz…
İnsanın Allah’a doğru her hareketi, Şüphesiz ki; O’nun katında bir karşılığa
sahiptir. Mesela öyle ki; insan güzel bir nimete sahip olunca şükreder, se-
vaba girer, imtihana tabi tutulunca, sabreder, sevaba girer, O’nun yolunda
ölür, şehit olur… Dediğimiz gibi insanın O’na karşı her hareketinin O’nun
katında bir karşılığı oluyor muhakkak… Sanırım bunun en büyük ispatı da
şu tanımda kendini gösteriyor; “Allah’a boyun eğmek, insanın kendi
benliğine karşı isyan etmesi demektir.”
Netice-i kelam; Allah’ın kalbimizdeki yerinden bahisle kalbî bir isyanın baş-
langıcı, Allah’ın var olduğu inancıyla başlayıp, kalbimizin keşfiyle devam
edecek ve sonsuz özgürlük kapılarını bize ancak bu şekilde açacaktır.
Kıymetli bir büyüğümün kullandığı bir son söz ifadesiyle bitirmek isterim;
“Bize de böyle öğrettiler.”

 

Enes ÇALIŞ

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Felsefe

To Top