Connect with us

Öykü

Aşkta ve Bacanaklıkta?

Yayalım!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir yaylı tambur taksiminde uzanmıştım koynuna ıssız odamın. Tamburun sesinde sayki yüreğimin mahzenlerine indim. Bir yaylı tambur taksiminde yedi insan ömrü tükettim.

Gözümün önünde sevdalar, hayal meyal mutluluklar belirdi. Sonra ıstıraplar, kavuşamamalar ve ayrılıklar. Dünyada bir ağırlık, dünyada bir ölüm sessizliği… Pek afilli, pek kasvetli… Acı çekersen daha yavaş dönüyor dünya dedim. Zamandaki bu kasvetli genleşme o sebepten oluyor dedim. Bilemedim !

Önce tavanda, yükselen sigara dumanları arasından bir elektriklenme fark ettim. Sonra amansız bir gök gürültüsüyle yarıldı tavan. Eski bir film makinesinden yansır gibi göz kırpan bir görüntü belirdi tavandaki yarıkta. Bir aslan miyav dedi tavanımda. Ardından birçok simalar gördüm, belirli belirsiz. Siyah beyaz simalar. Hepsini bildim.

Kimi göz kırpan bir yıldız gibi yalabıyıp aktı gecemden, kimi muzaffer bir edayla yavaş ve mağrur salındı gitti fakirhanemden. Hiçbiri konuşmadı. Biri dışında, elinde tespihi, yüzünde iki bin yıllık bir hüzünle belirdi naha şu kutsal tavanda Buda.

Selamün kavlen!

Eğildi aktı tavandan, oturdu pencerenin önündeki koltuğa. Bütün o altın aksamını Nirvana’da bırakmış da, gece gece ev oturmasına gelmiş bir hali vardı. Öyle şatafatsız, öyle rahat.

Korkuyla baktım, ayakları ters değildi. Şaşkınlıkla toparlandım, ben de oturdum. Sonra kalakaldım olduğum yerde. İnceden bir tebessüm belirdi yüzünde. Bir mağfir neler olup bittiğini anlamaya çalıştım.

İlk şaşkınlığım, henüz sönen bir mumun üzerinde salınan duman misali, işveyle gerdan kıra kıra üzerimden kalkarken, neredeyse önü alınamaz bir “selfie” arzusu tırmalamaya başladı genel ahlak kaidelerimi. Nefsimi kırbaçladım, sırtına zincirler vurdum, baldırına dikenli prangalar astım, çarmıha gerdim, gözlerini dağladım, elektrik verdim hatta cayır cayır ama nafile.

Nihayet Buda’nın hüzün fışkıran ferasetli nazarında dizginleyebildim ihtiraslı “selfie” arzularımı.

İçimde bir yandan bu muazzam med cezirle boğuşurken bir yandan nedensiz bir konuşma arzusu peyda oldu.

Oldu olmasına da ne diyeyim ne söyleyeyim? Hem ayrıca evime pat diye damdan düşerek dalan oydu. O konuşsundu. Bana neydi canım!

E ama adam misafir bir “marhabayın. hoşgeldiniz” de mi demiyek?

Ben aklımda böyle “Düşün mü? Konuş mu? Sus mu? Unut mu?” çeşitliliğine sahip kişilik bölünmeleri yaşarken Buda mahsun tebessümünün ardına gizlediği bin yıllık tok sesiyle; oturduğum koltuğun yaylarını dahi inceden titreten o tok sesiyle:

Herkes aşık olmamalı yeğen!” diye gürledi.

Haydi buyur.

Dalga geçilesi o dumura uğramış ergen Türkçesiyle ifade edeyim: Ben şok!

Hakikati öyle mi sorsam böyle mi sorsam, acaba bülbül şakımasıyla mı konuşur benimle yoksa çiçek filizlenmesiyle mi, zira bu tecrübe, bu hikmet benim anlayacağım bir dile nakledilemez diye düşünürken, Buda bana yeğen dedi.

Daha da vahimi bu ses “Ramiz Dayı”nın sesiydi.

Fesuphanallah!

Oracıkta öleyazdım. Koskoca Buda, bir Ramiz Dayı repliğinde misafirim olmuştu. Fazla klişe olacak farkındayım ama başıma “Budha” geldi.

Gerçekten  “Herkes ‘aşık’ olmamalı yeğen!” mi demişti bana? Hem de sere serpe, ev hali uzandığım odamın tavanından akıp, baş köşeye oturduktan sonra. Çaktırmadan bacağıma attığım çimdik bütün sinir uçlarımı yaktı. Her neydi ise bu yaşanan, gerçekten oluyordu besbelli.

Kısacık söyledi sözünü Buda. Yerli yersiz teferruatla sözün asaletini zedelemeden. Sonra bilge pozlar keserek gerisin geri doğrulurken yumdu gözlerini ve bir karış kadar havalandı oturduğu koltuktan. Kendi de söylediği söz gibi asılı kaldı havada.

Aman Ya Rabbi! Hiç bir şey düşünemiyorum. Aklımda deli sorular! Ancak hiç birine odaklanamıyorum. Sanki binlerce sual, yüzyıllardır akıl çayırlarında otlayan, üreyip çoğalan vahşi atlarmış da Buda’nın böyle manasız, davetsiz, çatkapı gelişi ve ardından gelişine rahmet okutacak manasızlıktaki bir sözü ile bu kalabalık sürü, bir top gürlemesinde hep birlikte, bacakları seğirerek irkilmişti.

Sorular; irisinden ufağına, tayından küheylanına, tüm kıvrımlarını nallarıyla ezdiler beynimin.

Kim aşık olmalı? Kim olmamalı? Ne diyor bu adam? Aşık olacakları bir yeterlilik sınavına mı tabi tutmalı? Aşk dediğimiz nedir? Aşk bellediğimiz nedir? Kadınlar da aşık olabilir mi? Peki hiç dağları delen bir kadın duydunuz mu? Ya çöllere düşen? Ya da eksi beş yüz derece havada, sokağın başındaki lambanın ve lapa lapa yağan karın altında pencerenizi gözleyen bir kadın?

-Ama bekleyeni var!

-Var mı?

-Var tabi! Ne sandın?

-Kim sandı? Ben kimim?

-Kimsin lan sen?

-Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Allah’ım kendimle konuşuyorum. Hattabuna  biraz daha devam edersem korkarım kendime kafayı koyacağım.

Yoksa bu konuşan Buda değil de biriktirdiğim hayal kırıklıklarım mı? Hayal kırıklığı zaafiyet midir? Karşılık beklemek aşkı pazarlığa dökmek olmuyor mu? O halde aşk sandığımız nedir? Arzular şelale mi? Aşık olmak bu kadar mı kolay? O kadar da zor mu? O kızın babası öyle pasta yapmayı nereden öğrendi? Sen de mi aşıksın? Emin misin? Gelip geçici bir heves olmasın? Oğlun kızın olanda unutmaz mısın? Aşk kadınların önünde diz çökmek midir? Diz çöken erkeklerin karşısında dik durabilmek midir ya da? Aşkın bir izzeti yok mudur?

 

Peki ya Aşığın izzeti?

Aşıkların izzetini kim teslim edecek?

 

Aşık mı, meczup mu? Herkes aşık olursa, şevket-i aşk yerle yeksan mı olur? Herkes aşık olursa, bu beşeri ucuzlukta bir aşk enflasyonu mu hasıl olur? Her seven, her arzulayan kendini aşıktan saymamalı mı? Evlilik teklifi aşkı öldürdü mü? Aşk, çağın kadından ve erkekten beklediği abartılmış şehvetlere mugayir midir? Aşkı filozoflardan öğrenebilir miyiz? Serdar Ortaç dinleyenler de aşık olamazlar mı? Neden kimse müezzinlere aşık olmaz? Aşk acı bir şeyse mutlu insanlar aşık değil midir? Herkes aşık olursa çöplerimizi kim toplayacak? Ulan Paris, bin tane Helen bir Hektor eder miydi? Peki ne zaman bitecek aramızdaki bu kız meselesi?

Önünü alamadığım bunlar gibi nice soru, dört nala koşuşturdular aklımda. Bu suallerin her birini bir yılkı atını yakalayıp, dizginleyip, ehlileştirir gibi uzun ve eziyetli uğraşlarla sordum Buda’ya. Öylesine tane tane, öylesine ıkınarak. O ise bu küheylanların ekserisini “dönerse senindir” kabilinden geri kovaladı aklıma. Sonra gümüş bir kaşağı bırakıp avcumun içine, geldiği gibi zarafetle süzülerek geri döndü tavanıma. Tavandaki efsun usul usul dağıldı. “Aşık olmayalım da bacanak mı kalalım?” der gibi baka kaldım ardından. Bacanaklık müessesesine olan saygımdan, “gitme” bile diyemeden hemde.

İçimde küçük Einsteinlar, Hawkingler belirdi ardından. Yaşananları inkar eden. Bağırarak konuşuyor, düşünmeme hatta hayret etmeme dahi engel oluyorlardı. Ne yapacağımı kime gideceğimi bilmez halde o gümüş kaşağıyı avucumun içinde gördüm birden. Kafamın içinde konuşan bütün fizik profesörleri o anda sustular. Einstein mezarına, Hawking karadeliğine döndü ansızın.

Ben de o yılkı atlarını bekledim.

İşte bir yaylı tambur taksiminde yedi insan ömrünü o yılkı atlarını beklemekle geçirdim. Elimde gümüşten bir kaşağı ile Buda’nın kışkırttığı binlerce küheylanı bekledim. Biri dahi geri dönmedi.

O yılkı atlarını beklerken epey düşünme fırsatım oldu ahbabım. Nihayet anladım ki herkes “aşık” olursa, hakiki aşıklara ayıp olurdu.

Aşk bahsini ucuzlaştırıp, sulandırmadan aşıkları gücendirmeden aşık olmak güzel olabilirdi. Ama olmadı. Buda haklıydı aşıkları gücendireceklerin “aşık” olması yasaklanmalı. Herkes aşık olmamalı. Hangi kavramı kimler yozlaştırırlar bilmem ama duygular olsun yozlaştırılmamalı. İnsanların duygularını tüketen zalımlara ayrıca değiniriz tek ucuzlatılmasın böyle saf, temiz mukaddes duygular.

Aksi halde; Mecnun Fuzuli’nin ayaklarına feryad-ı figan kapanmaz, Ferhat Şeyhi’nin muhayyilesine isyan etmez mi?  Anlık zevklerin elektriğine kapılanların cereyanı “Lambada titreyen alev”i söndürende Karakoç’a çok ayıp olmaz mı?

 

Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Öykü

  • Öykü

    Ortanca Kızılderili

    By

    Yayalım!      Ben, Oklahoma Çirikavalarından Büyük Şef’in dördüncü oğlu Ortanca Kızılderili Yalın Ayak. Benden önce ve benden...

To Top