Connect with us

Öykü

Ortanca Kızılderili

Yayalım!
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Ben, Oklahoma Çirikavalarından Büyük Şef’in dördüncü oğlu Ortanca Kızılderili Yalın Ayak. Benden önce ve benden sonra üçer oğlu daha olan babam, büyük bir şef olduğu için mi Büyük Şef ismini aldı, yoksa Büyük Şef ismini aldığı için mi büyük bir şef oldu bilmiyorum.

Biz Çirikavalar isimler ile mahluklar arasında bir bağ olması gerektiğine inanırız. Tefrişatlı ünvanlar yerine basit isimler kullanırız. Mahlukat ve hayat beyaz adamın abarttığı kadar çetrefilli değil. Aksine çok daha basittir çünkü.

Beyaz adamın birçok kere hayatı abartarak kıymetini düşürdüğüne şahit oldum. İsimlerine mükemmel ünvanlar ekleyerek dünyayı etrafında konumlandıran, emirler veren, emirler alan, hayatlarını emir telakki ettikleri farazi ödevleri yerine getirmeye çalışırken heba eden erkekler gördüm.

Ancak büyük düzlüklerde gece ay ışığında yol alırken göz kırpmadan yalabıyan Tarantulanın gökteki işaretlerine bakıp anladım yönümü. Gündüz güneşin kavurduğu taşların sıcaklığı karnımı hala ısıtıyordu, dinlenmek için uzandığımda. Her insanın dünyası gözünün görebildiği kadardır. Ay ışığında dört bir yöne baktım.O an dünyada ne o büyük adamlar, ne de büyüklük sanrıları kalmamış, yok olmuşlardı. Oysa gün doğumundan gün batımına tarantuladan kaypak şimal yıldızına büyük bir dünyaydı izlediğim ve benim etrafımda değildi. Yalnızca ben bu dünyanın içindeydim.

 

Beyaz adam filozof ruhlu bu kızılderiliyi tevazu içinde sanmasın. Tevazu bir fiildir ve faili öznedir. Ancak beyaz adama anlattığım o geceki oluş ya da işlerin hiç biri Yalın Ayak’ın marifeti değildi. Bu tevazu değil çünkü anladım; özne ben değilim.

Eğer bu defa Yalın Ayak konuşup beyaz adam susacaksa bu iş Yalın Ayağın kurallarına uygun olmalı. Şimdi vücutlarımızı, ağızlarımız ve burunlarımız sanki birer bacaymış gibi tütene kadar, dumanla doldurmalıyız. Korkusuz savaşçı Geronimo der ki; konuşan, düşünen ya da savaşan her bir Çirikava’nın başı dumanlı, kalbi kötü ruhlardan arınmış olmalı.

Şimdi dinle soluk benizli ama iyi dinle.Benim atalarım, atalarımın ataları, onların ataları dahi, bu düzlüklerde at sürüp kendilerini aradı.Bu arayış kadim atalarımın kemikleri toz ve kül olup bu düzlüklerin toprağına karışıp taşlaşana dek bin kere bin yıldır sürmüştür. Atımı bu düzlüklerde sürdüğümde toynağının kaldırdığı toz bulutunda kim bilir hangi atalarımın külleri alelade birer toz parçası gibi uçuşur. Kim bilir hangileri bir birine sımsıkı tutunup bir kayaya dönüşür. O gece sıcaklığı karnımda kıpırdayan üzerine uzandığım o taş acaba hangi ananın kucağı, hangi evladın başıdır?İşte bu soruları sordum kendime.

Tıpkı o gece kadim ataların kucağına misafir olduğum gibi, gah bazı erdemler, gah bazı kötü ruhlar misafir olmuşlardır bu taş parçalarına henüz bir hayatın parçasıyken.

Kimbilir şahit oldukları ne serüvenler, ne aşklar, ne kahramanlıklar anlatırlardı dilleri olsa? Dilleri yok belki ama hala onları duyar gibiyim. O herbiri eşsiz hatıraların kahramanları, anlamışlar mıdır bu hayatın kıymetini?

Hayatın kıymeti dumanın altındadır soluk benizli. Dumanı ciğerlerine çek ve başının üstüne doğru bırak. Bırak ki, Ay sana dumanın ardından baksın…

Düşün soluk benizli o gece onca hırs, ünvan, şan, itibar, zevk, varlık, kazanç, başarı, mal, kadın, erkek, taktir, köle, ihtiras,senin ve dostlarının hor gördüğü, bu Vahşi Çirikava’nın, bu çirikava kızılderisinin karnını yasladığı o sıcak kayanın bin kerre bin parçasının hangisine sığmış?Düşün!

Beyaz adam kendini de, hayatını da abartıyor. En muhteşem, berbat, hızlı, durağan, verimli veya mütekamil çağı kendi çağı sanıyor. Sanki kendinden önce hiç kimsecikler yaşamamış. Beyaz adam içinde bulunduğu çağa da haksız, yersiz ve süslü ünvanlar vererek bir hokkabaz edasıyla kendi kendini kandırıyor. Modern çağ, aydınlık çağı deyip ataları gibi yaşamak isteyen Çirikavaları, Navahoları, vahşilikle yaftalıyor. Oysa beyaz adam için de Çirikava için de değişen bir şey yok. Hayat 1000 yıl öncesiyle aynı meşakkat ve lezzete sahip basit bir serüven.

Bu serüvenin sonunda eğer bir mezarın olursa soluk benizli seni o mezara kadar iki atlı takip eder. Birinin adı ölüm, diğerinin adı av.

Beyaz adam bu basit serüveni bir kabusa çevirmek istercesine bu ayrılmaz iki atlının birinin peşine düşerken diğerinden kaçıyor ve kendine hiç bir avcının hiçbir buffaloya reva görmeyeceği olmadık, zor, hatta imkansız ödevler veriyor. Daha güzel olmak, daha zengin olmak, hiç ihtiyacı yokken sahip olduklarının hem niceliğini ve hem niteliğini daha da arttırmak. Belki de dev kaplumbağa kabuklarıyla çıkıp geldiğiniz bin kere bin ok atımı mesafelere, gerisin geri, terkisinde ağırlığınca altınla, büyük bir avcı edasıyla dönmek.

Oysa bütün avladıklarınız, kazandıklarınız, bütün bunlar soluk benizlibeyaz adama yanlızca taştan evler inşa eder, kapılarına demirden muhafızlar diker fakat o taş evlerden içeri ölüm atlısının yıldırım gibi girmesine engel olamaz. Ya da ekmek atlısını yakalayıp hapsetmesine yardım edemez.

 

Beyaz adam hayatın temelinin bir parça kan olduğunu, çirikavanın da soluk benizlinin de navahonun da aynı toprak parçasından yoğrulduğunu unutuyor.

Çirikava beyaz adamın iştahından korkuyor. Çünkü iştah beyaz adamın geldiği büyük sular gibi engin ve dalgaları coşkun.Beyaz adamın iştahı, ay kadınsı davetini yaptığında büyük suların yükselip kabardığı gibi sürekli kabarıyor. Artık hiçbir şeyle yetinemeyecek olmak gözünü korkutmuyor beyaz adamın. Yetinemeyen mutsuz beyaz adam hayatını mutsuzluğunu pekiştirecek bir başka mutsuzluğa adıyor. Hem de şu taşın sıcaklığını karnında, rüzgarın esintisini, okşanmaktan hoşlanan bir kedi gibi sırtında, bu büyük düzlüklerin iç genişleten huzurunu yüreğinde hissetmeden; bin parçaya ayrılıp her parçasının rüzgarda savrularak bir gün bir taş parçasına yapışıp kalacağını çok iyi bilirken.

Soluk benizli, Çirikava’ya hapsedildiği bu kızılderili kampının huzurunu bozduğunu her dolunaydan önce ve sonra çiftleşecek kurt gibi ulumaması tembihliyor. Oysa Çirikava her dolunaydan önce üç gece ve her dolunaydan sonra da üç gece beyaz adamın hayatı ve mutsuzluğu için ağıt yakıyor.

Çirikava’nın savaşarak öldüremediği Beyaz adam kendi kendini öldürüyor. Bir türlü fark edemese de kanaatsizliğinin cezasını hayatıyla ödüyor.

Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Öykü

  • Öykü

    Aşkta ve Bacanaklıkta?

    By

    Yayalım!     Bir yaylı tambur taksiminde uzanmıştım koynuna ıssız odamın. Tamburun sesinde sayki yüreğimin mahzenlerine indim. Bir yaylı...

To Top